İslam Ve Modernite 2: Modernizm Ve Çelişki

İslam ve Modernite başlıklı Dücane Cündioğlu konuşmasının devamıdır. Giriş kısmı okumak için tıklayın.

İçinde bulunduğumuz çağ ile (yani modernite derken şimdi ve burada olanı kastediyorum) bizim sahip olduğumuz değerler arasındaki ilişki ve çelişki bizim zannettiğimizden daha derin. Önemli olan bu çelişkinin bilince getirilmesi eğer ihmal edilirse hiçbir hesaplaşma yapmadan bu mevziler teker teker terkedilecek ve bu İslamın Türkiye özelinde dindarların lehine cereyan etmeyecek.

Bir örnek vereyim; Kur'an-ı Kerimde insanlara yönelik en temel terimlerden bir tanesi, birçok terimden söz edilebilir ana kaynaklarda ama en temeli hangisidir? En belirleyicisi hangisidir? Bütün kavramların, kavram listelerini belirleyecek olan merkezi kavram hangisidir? Diye sorsam inanç düzeyinde iman denilir. Peki eylem düzeyinde ne denilir?

İtaat... Allah'a itaat, Peygambere itaat, Ulü'l Emr'e itaat, Ana babaya itaat.

Peki sadece Kur'anı kastetmiyorum Türk-İslam düşünce mirasını nazarı itibare alarak soruyorum; Özgürlük??, Eşitlik???

Şimdi ben yıllar önce Kur'an derslerinde öğrencilerime şu soruyu sorardım; Kur'an ve İtaat başlıklı konferansa mı gitmek istersiniz? Kur'an ve Özgürlük başlıklı bir konferansa mı?

Hangisi daha çok ilgimizi çeker? Mahrum olduğumuz daha çok ilgimizi çeker. O yüzden biz özgürlükten mahrum olduğumuz için, yer gök itaatla dolu olduğu için biz Kuran ve İtaat başlıklı bir konuşmada duymaya alıştıklarımızdan farklı bir şey duyamayacağımızı biliriz.
Kuran ve Özgürlük birbirine karşıt iki kavram gibi görünür. O yüzden ne kadar beceriksiz olursa olsun Kur'an ve Özgürlük üzerine konuşmayı deneyen herkesi dinlemeyi isteriz...

Soru şu; İtaati merkeze alan bir metin nasıl oluyorda özgürlüğü merkeze alan bir bilinç tarafından sağlıklı bir şekilde okunabilir? Anlaşılabilir?

Bugün bu salonda bulunaların yani hepimiz için özgürlük ve özellikle eşitlik itaat kavramından daha çarpıcı, daha çekici, daha üst bir kavram olarak algılanır içinde yaşadığımız dünya, alışkanlıklarımız, aldığımız eğitim itibariyle...
Ama iman ettiğimiz Kitap, okuduğumuz, hayatımızı kendisine  göre düzenlemeye çalıştığımız Kitabın ana kavramına zıt bir kavram. Aradaki karışıklığı nasıl aşabiliriz?

Şimdi benim önerim;(sona doğru bırakmayayım) esas olan çelişkiyle yüzleşmektir. Düşünceyi değerli kılan bu çelişkiyi itiraf edip bu çelişkinin sorumluluğunu yüklenmektir.
- Çelişki var mı? Var.

Çelişki yokmuş gibi davranırsak... Örnek vereyim biraz daha somut olsun; Kur'an-ı Kerimde vedribuhunne diye bir ayet var. Kadınların dövülebileceğinden, vurulabileceğinden söz eden bir ayet-i kerime. Yani kadınla erkek arasında bir problem olduğu takdirde üç aşamalı bir stratejinin bir adımı kadını dövmektir. 
Çocuk eğitiminde çocuğa vurmayı biz konuşmazdık. Çünkü o zaman çocuk dövmek şimdi olduğu gibi o kadar olumsuz görülmezdi. Bizim gençliğimizde kadına vurmak savunulamaz noktadaydı. Şimdi çocuğa vurmakta savunulamaz bir noktada.

Şimdi inanmış erkekler ve inanmış kadınlar inandıkları kitapta yanlış buldukları bir davranışın tavsiye olarak kendilerine sunulmasıyla nasıl hesaplaşacaklar?

Okuduklarını dönüştürerek.
Ama lafız dönüşmüyor, yorum dönüşüyor... Vurmak, dövmek anlamına gelen bu ayet-i kerimeyle bizim hissiyatımızı yani madem Cenab-i Allah emrediyor o zaman dövelim denmez değil mi? Cenab-ı Allah'ın dediğine göre kodummu oturttururum ki bunu diyen oldu. Yani ben bir ilahiyat hocasıyla bir sempozyumda kadınlar dövülmekten zevk alıyor diyen hocayla karşılaştım.(gülüşmeler)
Hakikatende kadınların dayak yemekten zevk aldıklarına ilişkin bizim kesimde bir inanç vardır.

Şimdi bu problemle nasıl hesaplaşacağız?? Yapılan en ucuz çözümlerden bir tanesi o öyle değil tepkisi... Kardeşim orada yazan darabe, şimdi gel ben sana Kamusta darabe fiilinin kaç anlama geldiğini göstereyim... Sözlüğe bir bakıyorsun 150 anlam var.(gülüşmeler)

Şimdi en sonunda bizim ilahiyatçılar bir konuşuyor şöyle hissediyorsun; Allah beni kahretsin. Ayette kadınları sevin demekmiş. 150 anlamdan biride hakikaten oraya kadar gidiyor.;))


Şimdi Elmalılı Hamdi Yazır'ın Nuh'un gemisiyle ilgili bir yorumu vardır. Nuh'un gemisi yelkenli midir? Yoksa motorlu mudur?;) Elmalılı hakikaten bu soruyu soruyor. Diyor ki (tabii o zaman şehir hatları vapurları yeni seferlere başlamış, rahmetli eski bakan o şeylerede buharlı gemilerede aşina) o büyük dalgalara normal bir gemi karşı koyabilir miydi? Koyamazdı diyor. (Tabii o zaman Titanictende haberi yok;) ) Orada tennur geçiyor, tennur tandır demek. Yani ateş var. Kısaca Nuh'un gemisi buharlıydı diyor;) Ama hocam buharlı gemiler daha yeni yeni bulundu denilince birçok bilimsel keşif sonradan unutulmuştur diye cevap veriyor...

Şimdi ben ömrümün büyük bölümünü kendisinden yararlanmakla geçirdiğim bir ustanın yorumunu gülerek anlatmam bir edepsizlik olarak algılanmasın. Sadece büyük zekaların bile çağın tehdidiyle kutsal metin arasında irtibatı kurmaktan bugün bizi tebessüm ettirecek durumlara kolayca düşebileceğini göstermektir.
Elmalılı gibi bir zeka napıyor, ediyor bir kelime oyunuyla Nuh'un gemisini şehir hatlarında çalışacak hale getiriyor.

* * *

İman ettiğimiz Kitabın terminolojisi, hükümleri, önerileriyle bizim içinde yaşadığımız dünyanın kavramları, ilkeleri arasında karşıtlık olması durumunda yapılması gereken nedir?

Mesela kölelik. Kölelik konusunda İslam dünyasında hatırlanacak kölelik karşıtı bir tek sayfa bile olsa yazı yazılmış mıdır? Hayır...

En çok, en fazla söylenecek şey efendim biz kölelere aslında iyi davranırızdır. Ama kölecilik karşıtı bir eleştiri İslam dünyasından çıkmamıştır...

Bu çelişkileri itiraf etmekle bizi güç durumda bırakan şey yaşadığımız çelişkinin derinliğinden ötürü sahip olduklarımızı bütünüyle kaybetme korkusudur...
* * *

(...) Fransız İhtilalinde kadınlar yurttaş olarak kabul edilmemiştir. Kadınların toplumun merkezine gelmesi çok çok yenidir. Bu batı içinde bizim içinde. Yani 18. Yüzyılda kadınlar yurttaş olarak kabul edilmiyordu.

Bizim zihnimizdeki kadınla inançlarımızla 1500 yıldır tasavvur ettiğimiz kadın aynı değildir.
Annelerimiz, eşlerimiz ve kızlarımız şu anda bambaşka bir toplumda yaşıyorlar, meslek ediniyorlar vs. Ancak inançlarıyla yaşadıkları dünya arasındaki çelişki, mesafe karşısında ne yapacaklar?

Bir örnek vereyim; Kur'an-ı Kerimde erkekler kadınlar üzerinde (bir dakka kamusa gidersek 200 anlam var;)) Nasıl olsa yiyorsunuz) reistir diye geçer.

20. Yüzyılın dindar bilinci kafayı değiştiremediğinde ayeti değiştirmiştir. Oradaki kavvam kelimesini allem etmiş, kallem etmiş erkek reistir anlamından değiştirmiştir.

Bu konudaki tepkiyi vereyim biraz. Ya kardeşim Allah erkeği reis yapmış. Sen Allah'ın kitabına karşı mı geliyorsun? (Tabii bir taraftan da bu durumu fırsata çevirerek)
Aynı tepki dört kadınla evliliktede geliyor. Ama içten içe bu evliliği onaylayamıyor.

* * *

Son Samuray filminde samurayların en büyük sıkıntısı ateşli silah kullanma problemiydi. Samuray kılıç kullanır. Kılıcını terkedemedikleri için yok olmuşlardı.

Şimdi buradaki asıl çelişki içinde yaşadığımız durumu baz alarak ayet-i kerimenin anlamını ve yorumunu değiştirmek yada her ne pahasına olursa olsun ayeti sabit tutup içinde yaşadığımız gerçekliği yadsımaktır. 

Bu yüzyılın başında dünyayı iyi kötü tanıyan alimler nezdinde bu tartışmalar öne sürüldü.  İşte Afganiler, Abduhlar, Akifler filan daha sonra bizim gençliğimizde Fazlurrahmanlar, Seyid Kutuplar yani değişik daha gelenekçi veya daha modernist alimler ve aydınlar çıkarak bu tartışmalarda değişik yorumlar yaptılar.

Bazısı Kur'anın tarihselliğiyle açıklamayı denedi. Fakat yüzleşme ve o yüzleşmenin travmatik sonuçlarına katlanmaya kimse cesaret edemedi ve beceremedi....

Yazının devamını için tıklayın...

Yorumlar